site001.jpg

1-habeler 2008
2-haberler 2008
3-haberler 2008
taslak
İletişim

3-haberler 2008


dgoukulturlogo.gif

“PKK’sız kalıcı çözüm olmaz”
Kürt sorunuyla ilgili son gelişmeleri Taraf’a değerlendiren PKK Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Ahmet Deniz, PKK’nın yok sayıldığı kalıcı bir barışın mümkün olmadığını belirtti ve fiili olarak tek taraflı ateşkesin devam ettiğini söyledi
PKK Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Ahmet Deniz, PKK’nın silahsızlandırılması ve Kürt sorununun çözümüyle ilgili gelişmeleri Taraf’a değerlendirdi. Deniz, Kürt sorununun kalıcı çözümü için kendilerinin muhatap alınmasının gerekli olduğunu söyledi. Fiili olarak tek taraflı ateşkesi devam ettirdiklerini söyleyen Deniz, “Mutlu olacağımız, onurlu bir barış istiyoruz” dedi.

01pkk.jpg

PKK’sız çözüme ateşkes katkısı
Ahmet Deniz, kendileri dışında yaşanan gelişmeleri dikkatle izlediklerini belirterek Federe Kürt Yönetimi veya Türkiye’nin henüz kendileriyle resmi bir temas kurmadığını ancak Federe Kürt Yönetimi’ne yakın bazı dostlarının kendileriyle çeşitli konularda görüş alışverişinde bulunduklarını ifade etti.
Deniz, çeşitli Kürt gruplarının katılımıyla gerçekleşmesi düşünülen konferansa, PKK’nın katılmaması halinde bunun çözüme katkı sağlamayacağına inandıklarını, buna rağmen süreci yakından izlediklerini söyledi.
Deniz, barış sürecine katkı sağlamak için geçen kurban bayramında ilan ettikleri tek taraflı ateşkesi sürdürdüklerini ve savunma pozisyonundan çıkmadıklarını belirtti.

Silah bırakmak kolay
Deniz, henüz çözüm yolunda bir adım atılmadan PKK’dan silah bırakmasının istenmesinin anlamsız olduğunu belirterek, “İş o noktaya gelirse silah bırakmak çok kolay bir iştir” dedi. Kendileri açısından onurlu bir barışın olması gerektiğinin altını çizen Deniz, “Bu açıdan Sayın Talabani’nin söyledikleri önemli. Atılan adımların samimi olduğunu görmek, içinde farklı oyunların olmadığına inanmak istiyoruz. İyi niyet jesti olarak biz kamuoyuna deklare ettiğimiz tek taraflı ateşkese uymaya devam ediyoruz. Buna rağmen süreç ağır işliyor” dedi.

Dayatma içinde değiliz
Deniz, sorunun çözümü için bu aşamada kendilerinin bir dayatma içine girmekten kaçındıklarını ancak devletin de sürece kayıtsız kalmaması gerektiğini ifade ederek şunları söyledi: “Bu aşamada Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu tavır bellidir. Biz de bu tavrın takipçisiyiz. Devlet çözüm noktasında bize bir adım atsın, biz iki adım atmaya hazırız. Devlet, kendi vatandaşları olan bizlerin söylediklerini gözardı etmemeli. Böyle düz ve kolay bir yol varken, çözüm için başkalarına gidilmesini devlete yakıştıramıyoruz. Biz gelen her talebi değerlendireceğimizi zaten söylüyoruz. Niye bizi dinlemiyorlar...”

Onurlu barış
Kürt halkının onurlu bir barış istediğini ifade eden Ahmet Deniz, “Mutlu olacağımız onurlu bir barış istiyoruz. Onurumuzun incinmemesi çok önemli. Geçmiş hatalardan herkes ders almalı. Çözüme bu kadar yaklaşmışken, bu kadar iyi bir fırsat yakalanmışken bunun değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Deniz “Yeter ki gelen öneriler vicdanlı, gerçekçi ve samimi olsun” dedi. Sorunun artık şiddete dayalı yöntemlerle çözülmeyeceğinin farkında olduklarını vurgulayan Deniz, silahların karşılıklı olarak susması gerektiğini söyledi.
Ahmet Deniz, PKK liderlerinden Murat Karayılan’ın önümüzdeki günlerde son gelişmelerle ilgili kapsamlı bir açıklama yapacağını da belirtti.

TESEV raporu olumlu
PKK Dış İlişkiler Komitesi üyesi Ahmet Deniz, TESEV tarafından hazırlanan, “Kürt Sorununun Çözümüne Dair Bir Yol Haritası: Bölgeden Hükümete Öneriler” başlıklı raporun Kürt sorununun çözümüne katkı sağlayacağına inandıklarını belirterek, “Bu tür çalışmaları destekliyoruz, yeni arayışlarda halkın taleplerini dile getiren raporu iyi niyetin sonucu olarak ele alıyor ve devletin de bu çalışmaya kulak vermesini bekliyoruz” dedi. Bu konuda sivil toplum kuruluşlarına ve aydınlara çok önemli roller düştüğünü vurgulayan Deniz, “TESEV’in son raporu gibi çalışmalar sorunun çözümüne giden yolu ve yöntemi ciddi biçimde etkileyebilir” dedi.

Barzani: Kürtler Kürt kanı dökmeyecek
Türkiye’nin Federe Kürt Yönetimi’ne yönelik tutumunun değiştiğini söyleyen Mesud Barzani, “Savaş dışında, her türlü barışçıl çözüme destek sunmaya hazırız” dedi. Barzani Kürtlerin kanının Kürtlerin eliyle dökülmesince izin vermeyeceklerini söyledi. Barzani, kurmayları ile gerçekleştirdiği toplantı sonrası yaptığı değerlendirmede, “Türkiye, Kürt Yönetimine ve Kürt bölgesine yönelik tutumunu değiştirdi. Türkiye ile Kürtler arasında bir yakınlaşma gündemdedir. İlişkilerin her iki tarafın çıkarları doğrultusunda gelişmesini umut ediyorum” dedi. Kuzey Irak’taki Kürt partilerinin yakın bir zamanda ortak konferans gerçekleştireceğini belirten Barzani, düzenlenecek konferans sonrasında ortak bir söylem geliştireceklerini belirtti. Barzani, Irak’taki tüm kesimlerin Anayasal kazanımlara sahip çıkması gerektiğini ifade ederek, “Biz demokratik federal bir Irak istiyoruz” dedi.
Taraf/NEVZAT ÇİÇEK-ÇETİNER ÇETİN/IRAK

DTP PROVAKSİYONA MİTİNGLE KARŞILIK VERDİ:

dtpardahan.jpg

Kasım ayının 28’inde Ardahan’da DTP konvuyuna karşı geliştirilen provaksiyona karşı DTP bugün yaptığı mitingle karşılık verdi. Miting, artık derin ve kontra güçlerin ülkemizde oynanadıkları oyunların tutmayacağını, Kürtlerin bu ülkenin asli kurucu unsuru ve gücü olduğunu bu anlamında da bu ülkenin en iyi politik insan yapısını temsil ettiklerini ortaya çıkardı. Düzenlenen mitinge Ardahan’lı gerçek Müslümanlar, sol guruplar ve demokrasiden yana olan kontr-terör’ün farkında olan tüm kesimler katıldı.
1500-2000’e yakın bir kitlenin katıldığı mitinge , ulusal basının ilgisi de yoğundu.

dtpardmiting.jpg

DTP tam bir gövde gösterisi yaptı

Bir çok kişinin çıkan olaylar sonrası Hoçvan ve göle kitlesinin çekinerek alana gelmeyeceğini hatta DTP’nin yapacağı basın açıklamasının (100) yüz kişiyi geçmeyeceğini iddia edenler oldu.Hatta bu konuda bahse girenlerin bile olduğu söylenirken, bu denli yoğun ilginin olması DTP duyulan güvenden çok Kürtlere yönelik başlatılan linç politikaları olduğu belirtiliyor.


Esnaflar ve sivil toplum örgütleri alandaydılar

Sağduyulu bir çok sivil toplum örgütünün yanı sıra,bir çok şahsiyet ve esnafın da katıldığı basın toplantısında, göze çarpan en önemli şey, kitlenin yoğun güvenlik önlemlerine rağmen korku duvarlarını aşarak alana ulaşması oldu.Hoçvan ve Göle kitlesinin ağırlıkta olmasıysa dikkati çeken ikinci nokta oldu.

Belirlenen sloganların dışında slogan atılmadı.

DTP il yöneticilerinden Ergün koç’un yaptığı basın açıklamasında, “DTP milletvekillerine ve DTP ve Eş başkanı sayın Emine Ayna’ya yapılan saldırılar.Kürt sorunun çözülmesini istemeyen iktidarın ve onun milletvekillerinin kışkırtmasıyla olduğunu bütün Ardahan biliyor.
Bu kışkırtmalara Emniyetin ve güvenlik kuvvetlerinin de destek vermesiyle yapılmıştır.Dedi. Koç sözlerine devamla,Bizim barış için çaba harcadığımızı bildikleri için provokasyonlar yaratıyorlar. Bu yüzden önümüzü kesmek istiyorlar,bu yüzden kışkırtıcılık yapıyorlar.dedi.
Konuşması sık sık sloganlarla kesilen Koç, sözlerine devamla “ biz kardeş Türk halkıyla bin yıldır birlikte yaşama iradesi gösterdik.bundan sonra da göstereceğimize kimsenin kuşkusu olmasın dedi. Asıl bölücüler dün Kürtlere saldıranlardır dedi.
Basın açılmasına katılanların sık sık,
”yaşasın halkların kardeşliği”,”
Kürtlere uzanan eller kırılacak” ve “
Ardahan onuruna sahip çık”,
“katil Erdoğan ” gibi sloganları attıkları gözlendi.

ARDAHAN'DA NELER OLUYOR

arunv.jpg

Bir kaç gün önce kontra güçler Ardahan halkını DTP mitingi dolayısıyla karşı kaşıya getirmek için tüm güçlerini seferber edip, tarihi boyunca ayrımcılığın ne olduğunu bilmeyen Ardahanda ırkçılık rüzgarları estirmeye çalışırken; öte yandan iktidar partisi AKP kağıt üzerinde kurulan Ardahan Üniversitesi için kılını bile kırpırdatmamakta Üniversitenin hayata geçmemesi içinde oyun üstüne oyun sergilemektedir.
Başta anamuhalefet partisi CHP olmak üzere diğer sivil toplum örgütlerinin bir araya gelip, DTP'yi de yanlarına alarak Ardahan'ı Ardahan halkını bir an önce AKP belasından kurtarmaları için önümüzdeki yerel seçimde birlikte hareket etmenin formülünü muhakak bulmaları gerekmektedir. Yerel yönetimde demokrasiden yana güçler ve CHP üzerine düşeni yapmazsa Ardahan yine Türkiye'nin en geri ili olarak kalacağı gibi dahada geriye gidecektir. Ve bunun sorumluluğu da başta CHP olmak üzere Ardahandaki tüm sivil toplum örgütlerinin olacaktır.
AKP küreselbazda biten gülünç duruma düşen ABD ve politikalarının peşine takılarak hem kendini hemde ülkeyi bitirmektedir.


Ardahan'da tek odalı üniversite
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayıyla yeni kurulan 23 üniversite arasında bulunan Ardahan Üniversitesi'nin ismi, rektörü ve rektör yardımcıları atandı ancak ne tabelası, ne rektörlük binası ne de öğrencilerin eğitim göreceği bir bina yok. Kâğıt üstünte onaylanan Ardahan Üniversitesi için aylardır bina arayan kurucu Rektör Prof. Dr. Ramazan Korkmaz öğretmen evinde, yardımcısı Prof. Dr. Rüstem Hayat ve Mühendislik Fakültesi'nin Dekanı Prof. Dr. Doğan Kaya ise Köy Hizmetleri'nin misafirhanesinde kalıyor. Çalışma odaları ise Köyişleri'ne ait eski bir binada...

'ZORLUKLARI BİLEREK GELDİM'
Sorunları bilerek Elazığ Fırat Üniversitesi'nden Ardahan'a geldiğini belirten rektör Korkmaz engelleri aşmakta kararlı: "Zor şartları yenip, Türkiye'nin gurur duyacağı bir üniversite kuracağız. Kampusun zemin etütlerini yaptırdım. Çalışmak için seçtiğim arkadaşlar uluslararası tecrübesi olan arkadaşlar. Türkiye'nin en büyük botanik bahçesini Ardahan'a yapacağız. Gıda teknikerliği bölümü açacağım. Organik gıda üretip bunu dünyaya pazarlayacağız." Üniversite için tahsis edilen binaya Ardahan Valiliği ile il Milli Eğitim Müdürlüğü'nün taşınması ile ortada kalan üniversitenin rektörü, Ardahan'a geldiği eylül ayından bu yana gece gündüz bina sorununu çözmeye çalışıyor. "Üniversitemizin 'tabela üniversitesi' olmaması ve gelecek yıl öğrenci kabul edebilmesi için acil olarak en az iki binaya ihtiyacımız var" diyen Prof. Ramazan Korkmaz, "Kalabileceğim bir lojman yok. Elbiselerim de halen arabamın bagajında. Bütçemiz yok, zaman zaman kendi cebimizden harcama yaparak üniversite için yazışmalar yapıyoruz" şeklinde konuştu.

'ELBİSELERİM HÂLÂ BAGAJDA'
Bölgede belirlenen kampusu 3 yıl içinde bitireceklerini belirten Korkmaz, sorunlar nedeniyle öğretim üyelerinin gelmekten vazgeçtiklerini anlatarak şunları vurguladı: "YÖK 9 milyon YTL bütçe ayırmış. Ardahan'a yakından tanıdığım üç profesör geldi. Üçümüz aynı odada çalışıp, sorunları çözmeye çalışıyoruz. 30'a yakın öğretim üyesi alacağız. Öğretim üyeleri misafirhanelerde kalacaklar. Var olan boş binaların hemen hepsi çürük. Öğrenci almamız lazım. Aksi takdirde bütçe alamayız, hoca gelmez. Ardahan halkı öğrencilerini, öğretim üyelerini dışarıda bırakmaz."

ÇADIR BİLE BULUNAMADI
Bina bulamayınca "Gerekirse çadırda üniversiteyi kurarım" diyerek Ardahan Kızılay Şubesi'ne başvuran Rektör Prof. Ramazan Korkmaz, burada da aradığını bulamadı. Çünkü Kızılay'ın Ardahan'da çadırı olmadığı ortaya çıktı. Ardahan Valisi Selim Cebiroğlu ise boş binalardan birinin üniversite yerine 23 Şubat İlköğretim Okulu'na tahsis edilmesi ile ilgili olarak, eski ilkokul binasının depreme dayanıklı olmaması nedeniyle böyle bir durum yaşandığını kaydetti.

Kürt dili bölümüne talip okulda bina yok

yobl.jpg

Son kurulan 23 üniversite arasında yer alan ve Kürt Dili Edebiyatı bölümü kurulmasına talip olarak gündeme gelen Mardin Artuklu Üniversitesi, tıpkı Ardahan Üniversitesi gibi tesis yetersizliği çekiyor. Okulun hâlâ bir idare binası yok. Öğrenciler de çoğu dersi geçici binalarda görüyor. Kuruluşundan bu yana maddi imkânsızlıklar çeken üniversitenin başına bir süre önce rektör olarak Prof. Dr. Serdar Bedii Omay getirilirken, kampus için de Diyarbakır yolu üzerinde 6 bin dönümlük bir alan belirlendi. 8 Fakülte, 5 yüksekokul ve 3 akademiye sahip olacak Artuklu Üniversitesi yerleşkesi için İTÜ tarafından bir proje hazırlandı. Ancak proje yöre mimarisini sergilemediği gerekçesiyle sivil toplum kuruluşlarının da baskısı ile değiştirildi. Halen DPT'de bulunan proje onay alırsa ihaleye çıkarılacak ve 1-2 yıl içinde Artuklu Üniversitesi kendi yerleşkesinde eğitim verecek. Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünün önemine işaret eden rektör Omay ise, "İki ay içinde başvurumuzu yapacağız" diyor.

DTP SEÇİM STRATEJİSİİ BELİRLEDİ

BATI İLLERİNDE ÇATI PARTİSİ'NE DESTEK

DTP'nin demokratik yurtsever adaylarla seçimlere gireceğini, batıda demokratik çevrelerle ittifak yapacaklarını bu amaçla da Çatı Partisi bileşenlerine destek verileceği belirtildi.

Yerel seçimde demokratik özerkliğe uygun çoğulcu, katılımcı bir belediyecilik çalışmasını. Belediyelerimiz bütün kesimlerle tartışarak, görüşerek, onlarla ortaklaşarak, bir belediyecilik anlayışıyla hareket edecek. Adaylarımızın "demokratik özerklik" özümsemiş insanlar oluşacak.

YURTSEVER DUYARLI ADAYLARA DESTEK

Çatı partisnin ve DTP'nin seçime girmediği batı il ve ilçelerinde ise kesinlikle düzen partilerine oy verilmemesini, burada halkın yurtsever duyarlı kendini kanıtlamış adayları desteklşenmesi istendi..

DTP'nin önümüzdeki yerel seçimlerde doğu ve güneydoğunun bir çok il ve ilçesinde belediyeleri rahatlıkla alacağı ve giderek dahada güçleneceği herkes tarafından kabul edildiği gibi, batıda DTP çzgisini benimsemiş bir çok adayın yerel yönetimlerde öne çıkacağı ve ülke genelinde DTP'in her geçen gün dahada güçlendiği görülmektedir...

ARDAHAN'A ÜNİVERSİTEMİ?

fotograf-0003.jpg

Kıymetli Ardahanlılar, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bilindiği üzere son aylar da Ardahan da yaşanan Ardahan Üniversitesi’ne İdari ve Eğitim binalarının bulunması konusunda duyarlı davranan STÖ yöneticileri ve basın mensupları olduğu gibi, bizlerde uzaktan bulunacak binaların bir an evvel faaliyete geçebilmesi için ne katkı sunabiliriz.

Konu ile alakalı her zaman takdir ettiğim ve Ardahan söz konusu olunca herkesten daha fedakar davranan Ardahan Ziraat Odası Başkanı Sayın Latifşah SURAL kendi mekanında Ardahan Valisi, Rektör, Cumhuriyet Başsavcısı, Emniyet Müdürü, Ardahan Yerel Sivil Toplum Örgütü yöneticileri, Siyasi Parti İl temsilcileri, Yerel ve aynı zamanda Ulusal basın temsilcisi olan gazeteciler vardı.

Fakat her hikmetse kurumlar arasında koordineyi sağlayacak Milletvekilleri, Belediye Başkanı ve İktidar Partisi İl Başkanı yoktu. Bunun yanında Rektörün eli kolu olabilecek Üniversiteyi yaptırma ve yaşatma derneği yoktu. Bir temsilcisi vardı fakat onunda bir dosya hazırlığı yoktu.

Toplantı da en güzel öneriyi Z.O.Başkanı Latifşah SURAL bey ve Kuzeyanadolu gazetesi yazı işleri müdürü Fakir YILMAZ verdiler. ( Ardahan Bal Festivalinin yapılması aşamasında Latifşah beyin ve Ardahan tüm yerel basınının ne kadar duyarlı olduklarına bizzat şahit oldum. Ardahan da ki Sivil Toplum Örgütleri içinde bizlere kucak açan Z.O.B. Latifşah SURAL vardı.) Öneri olarak Meslek Lisesi ve İmam Hatip Lisesinin birleştirilmesi, Orman ve Çevre İl Müdürlüğünün Hükümet Konağına taşınarak boşalacak binanın üniversiteye devri gündeme geldi. Yine Rektörümüz prefabrik binalardan bahsetti. Ama en sanırım en doğrusu öğrenci sayıları az olan okulların aynı binaya taşınması olacak. Sayın Sürmeli KILIÇ’ın da çok acil KOMİSYON kurulması teklifinde ısrar etmesi yerinde bir karardı.



Valimiz Sayın Selim CEBİROĞLU orada bulunan zatı muhteremlere kendisinin yeri geçerek düşünmelerini önererek empati yapılmasını istemesi, dedikodu kültürüyle değil toplantılarla sorunun çözülebileceğini söylemesi kayda değer bir vurguydu.



Rektörümüz Sayın Ramazan KORKMAZ bey, Ardahanlı olmak ile hayat arasında uzun bir yol olduğunu belirtti ki gerçekten Doğu-Batı arasında ki sosyal ve ekonomik hayatı göz önüne alınırsa çok yerinde bir tespit. Yine masada kullanılan gıda ürünlerinin Ardahan da üretilebileceğini ve bunun çok basit olduğunu söyleyerek Üniversite olarak bunun yanında ve teknik alt yapısının oluşmasında rol alabileceklerini söyledi.



Bu süreçten sonrası için Ardahan dışında olan bizlerin de katkı sunması gerekir. Nasıl mı? Bizler de çevremizde kamuoyu oluşturarak YARDIM KAMPANYASI düzenleyebiliriz. Ardahan da oluşturulacak bir kurul veya Rektörlük adına bir kampanya başlatabiliriz ki Rektörlüğe verilecek binaların biran evvel altyapısı tamamlansın.

Ardahan da yaşanacak göçü durduracak, şehrimize nefes aldıracak, Ardahan doğal kaynaklarının üniversitenin tercümanlığı ile ekonomiye kazandırılacak, en önemlisi ise burada eğitim-öğretim görecek öğrencilerin kendilerini test edebilecek, doğayı ve natürel kaynakları eğitim amaçlı kullanarak iyi bir eğitime kavuşturulmasına imkan sağlayalım. Bunun için ben ve Ardahan Kültür ve Yardımlaşma Derneği (AKYAD) hazırız. Ya siz hazır mısınız?



Unutmayın SİZ yoksanız bir kişi eksiğiz.



Saygılarımla;



Güven DOĞRUYOL

ARDAHAN KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DER. (AKYAD)

YÖNETİM KURULU BAŞKANI

birlik0015.jpg

BEYKOZ YÖRESEL DERNEKLER BİRLİĞİ TOPLANTISI BEYKOZDA SORU İŞARETLERİNE NEDEN OLDU

Gece, kurulmayan dernekler ve çoğu Beykozlunun dahi tanımadığı adını sanını duymadığı derneklerin katılımı ile tanışma yemeğine döndü.

BEYKOZ YÖRESEL DERNEKLER BİRLİĞİ TOPLANTISI BEYKOZ’DA SORU İŞARETLERİNE NEDEN OLDU

1,5 yıl’a yakındır Dernek Başkanları düzeyinde yapılan Yöresel Dernekler toplantısının 13. dernek yönetimleri, kurulmayan dernekler ve çoğu Beykozlunun dahi tanımadığı adını sanını duymadığı derneklerin katılımı ile tanışma yemeğine döndü.

Geceye katılmayan Kastamonulular diğer dernekler ve Beykoz halkı bu gecenin seçim arifesinde Beykoz halkını pazarlamaya yönelik bir girişim olarak gördüklerini ve Bu yönlü oyunların Beykoz’da artık tutmayacağını dile getirdiler.

SEÇİM SÜRECİNDE YAPILAN BU TOPLANTI BEYKOZ GENELİNDE BÜYÜK BİR TEPKİ ALDIĞI GİBİ KAFALARDA DA SORU İŞARETLERİNE NEDEN OLDU.

Beykoz halkı neden dernekler bir araya gelip bugüne kadar tüm Beykoz’u temsil eden bir dernek kuramadılar. Seçim arifesindeki bu gösteriyi siyasi partilere seçim mesajı ve seçim pazarlığı olarak gördüklerini dile getirdiler…

Olmayan ve kurulmayan dernekler (İsa Sucunun Kastamonular derneği gibi), Beykoz’da adı sanı duyulmayan büyük bir çoğunluğunun adını sanını duymadığı Erzurumlular derneği ve bunun yanında temsil ettiklerini iddia ettikleri kitleyle fazla bir bağı olmayan bir çok tabela derneği gibi…

Beykoz halkı neden şimdi de daha önce ortaya çıkmadınız. Madem Beykoz için hizmet diyorsunuz neden Beykoz dernekleri bir araya gelip konfederasyon kuramıyor. Yada seçimden sonrası bir araya gelip Dernekler birliği oluşması yönünde karar alımıyor...

SEÇİM OYUNU

Beykozlu Kastamonular 10 senenin üzerinde kastamonular il derneğinin mevcut olduğunu, 1.5 senedir faliyet gösterdiklerini iddia eden derneklerin nasıl oluyor daha 2 ay evel kongerede alamadıgı yetkiyi şimdi yeni bir dernek kurarak almak isteyen isa sucuoglu ve siyasi ekibi bu derneği kurmaya karar vermişler ve sizde temsilen aranıza bu şahısları alıyorsunuz. Sucuoğlunun kastamonular adına hic bir şekilde dernek bazında temsil etme hakkı yoktur. kongerede alamadıgı yetkiyi şimdi yeni bir dernek kurarak almak istemektedirler kendi menfaat cıkarları icin kastamonulu hemşerilerimizi kullanmak istiyorlar bu güne kadar kullandıkları gibi. Beykoz da kastamonular derneyi vardır. Kastamonular adına kurulacak derneyin adını da koltuk pazarlık derneyi, siyasi pazarlama derneyi katsam onuluları muharrem ergüle pazarlama derneği olarak görebilirsiniz. Bu oyunlar Beykoz’da tutmaz. Kastamonular olarak yapılan tüm oyunların farkında olduklarını bu oyunların artık Beykoz’da tutmayacağını bu yönlü oyun yapanların tüm Beykoz halkı nezdinde deşifre olduklarını belirttiler.


HABERİN ÖZETİ:

12-11-08 Beykoz Belediyesi Beytaş Restaurant’ta her dernek yönetiminin kendi yemek ücretini ödeyerek gerçekleşen yemeğe, Trakyalılar, Samsunlular, Çankırılılar, Ardahanlılar, Sinoplular, Beykozlu Ordu-Mesudiyeliler, Beykozlu Doğu Karadenizliler, Beykozlu Gümüşhaneliler, Erzurumlular, Tokatlılar, Artvinliler, Batumlular, yeni kurulan Ordulular ve kurulacağı açıklanan Kastamonulular Dernekleri yönetim kurulları ile birlikte katıldılar.

Gecenin Sunumunu Samsunlular Derneği Başkanı Hayrettin Özbay yaptı.

Hayrettin Özbay, toplantıların başından itibaren, Kars-Ardahan-Iğdır, Kastamonulular ve Giresunlular Derneklerinin de davet edildiğini, fakat diğer dernekler gibi toplantılara katılmadıklarını belirterek, bu dernekleri de aralarında görmek istediklerini belirtti.

Birlik Sözcüsü olan Trakyalılar Derneği Başkanı Sacit Kaya, her derneğin yöresel kültürlerini ön plana çıkartma adına görevlerinin dışında, Beykoz için yapacaklarının var olduğundan yola çıktıklarını ve bu anlamda amaç Beykoz ise, tek ses olmanın faydalı olacağını belirtti. Kaya önümüzdeki seçimlerde hiçbir siyasi parti asla ayırım yapmaksızın, ilçe sıkıntılarını birlik olarak anlatacaklarını dile getirdi.

Sinoplular Derneği Başkanı Adnan Çelikel derneklerinin armağanı olarak geceye katılan derneklere üzerinde “Sinop Derneğinin logosu bulunan” birer tane Sinop yapımı maket yat armağan etti.

Y.SİT- Doğukültür Gazetesi

www.babilmedya.com



BİNBAŞAR (MURKAN) DERNEĞİ BENSİZ FEDERASYON OLMAZ DEDİ.
Binbaşar Derneğide Hoc-Fed kurucu üyleri arasına girdi. Yaptığı genel kurul kararı toplantısıyla kendinden bekleneni fazlasıyla yerine getiren Murkan derneğini herkes taktir etti.

murka.jpg

Binbaşar (Murkan) köyü büyük bir başarı elde ederek genel kurul kararı ile Hoc-Fed'e katılım kararı aldı. 100 kayıtlı üyesi bulunan dernek genel kurul oylamasına katılan 53 üyenin tamamının oylarını alarak federasyona katılım kararı aldı.

Federasyon çalışmalarına başından beri büyük katkılar sunan, İstanbul'da yaptığı gecelerle ses getiren, bölgede (Ardahan'da) yapılan etkinliklerde en ön saflarda yer alan Murkan Derneği federasyon konusunda da kendisinden beklenen başarıyı ortaya koyarak toplumsal konulardaki duyarlılığını ve gücünü bir kez daha ortaya koydu.

Dernek kurulum aşamasından bugüne kadar yaptığı etkinliklerle Hoçvan dernekleri içinde örnek bir konum sergiledi.. Bir önceki yönetim'in (Önder Aktürk ve yönetimi) mirasını daha iyi seviylere taşıyan Ömer Tağ ve Murkan yönetimini gösterdikleri duyarlılık ve başarılarından dolayı kutluyoruz.

Doğukültür Gazetesi

Devletin yüzleşmediği gerçekler


1990'lı yıllarda Bölge'de başlayan düşük yoğunluklu çatışmaların artmasıyla birlikte faili meçhul cinayetler de artmaya başladı. 1988 yılında PKK itirafçılarının JİTEM bünyesinde toplanmasıyla start alan JİTEM örgütlenmesi, Susurluk'a, Susurluk'tan günümüzde Ergenekon'da ifadesini bulan çete örgütlenmelerine kadar ulaştı. 1989 yılında Silopi ve Cizre çevresinde başlayan faili meçhul cinayetler, 1991 yılında Diyarbakır'a sıçradı.
1991 yılı Temmuz ayında Vedat Aydın'ın kaçırılmasıyla başlayan cinayetler serisi 1994 yılına kadar devam etti. 1989 yılında şimdilerde Ergenekon davasından tutuklu bulunan Arif Doğan, Ahmet Cem Ersever koordinesinde kurulan JİTEM cinayetleri Siirt, Silopi, Cizre, Diyarbakır, Nusaybin, Silvan gibi kentlerde korku dağları yaratmıştı. Yine Dersim'de Sakallı ve Ahmet Demir olarak bilinen Yeşil'in Dersim, Bingöl, Muş bölgesinden Diyarbakır'a gelmesiyle birlikte JİTEM bünyesinde iç çatışmalara varan yeni bir dönemin de önünü açtı. JİTEM bünyesinde Diyarbakır'da başlayan iç çatışma nedeniyle Arif Doğan-Cem Ersever ekibi ile Veli Küçük-Mahmut Yıldırım (Yeşil) ekibi karşı karşıya geldi. Arif Doğan'ın Ankara'ya çekilmesi, Cem Ersever'in emekliye ayrılmasıyla Diyarbakır-Batman üçgeninde Yeşil döneminin de önü açıldı. Bu dönemin başlangıcı ise, 20 Eylül 1992 tarihinde Musa Anter'in Diyarbakır-
Seyrantepe'de öldürülmesiyle başladı. 1992-1993 yılları arasında Bölge'de yoğunlaşan faili meçhul cinayetler, 1997 yılında Başbakanlık Susurluk Raporu'na kadar taşındı. Bu cinayetlerle yetinmeyen ekipler, uyuşturucu, adam kaçırma, şantajla para sızdırma gibi ekonomik alana da yöneldi.

1993 yılı Mayıs ayında Turgut Özal'ın ölümünün ardından Başbakan Süleyman Demirel'in Çankaya Köşkü'ne çıkması, DYP'nin başına geçen Tansu Çiller'in Başbakanlık koltuğuna oturmasıyla da faili meçhul cinayetler Adana, Ankara ve İstanbul gibi kentlere sıçradı. Diyarbakır'da JİTEM içerisinde başlayan iç çatışma, Ankara'da Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis, Lice'de Bahtiyar Aydın ve Mardin'de Albay Rıdvan Özden gibi muvazzaf subaylara kadar ulaştı.
Çiller hedef listesini açıkladı
Çiller'in İstanbul Holiday Inn Oteli'nde, 'Türkiye milis hareketi niteliğine dönüşmüş ve yaygınlaşmış bir terör hareketiyle karşı karşıyadır. PKK'nın haraç aldığı işadamı ve sanatçıların isimlerini biliyoruz. Hesap soracağız' açıklamasının ardından Batman'da DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar öldürülürken, ekim ayında ise JİTEM'deki ayrılıklar nedeniyle basına konuşmaya başlayan Cem Ersever, JİTEM elemanı Kemal Uzuner'in Aydınlıkevler'deki evinden alınarak Bolu'da bulunan Başbakanlık Atış Poligonu'nda sorgulandıktan sonra öldürüldü. Ersever ile birlikte sevgilisi Nevval Boz ile Mustafa Deniz de öldürülen isimler olarak kayıtlara geçti.
Ersever'in patlayıcıları Şam'da patladı
Ersever'in elinde bulunan ve Kürt illerinde birçok eylemde kullanılmaya başlanan patlayıcıların ölümü sonrasında Ankara ve İstanbul'da peşpeşe meydana gelen patlamalarda ortaya çıkması, Yeşil'in Ankara'daki izini açığa çıkardı. Ve Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın sorgusuna bizzat Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar da katıldı. Bu dönem iki Mehmet arasında krize yol açan Yeşil, kaburgaları kırık bir halde Mehmet Eymür'e teslim edildi. Cem Ersever'in ölümü sonrasında başlayan tartışmalarda taraf olan Aydınlık Dergisi ve Doğu Perinçek, Ersever'in Yeşil tarafından öldürülmediğini, Hanefi Avcı ve ekibi tarafından korunduğuna dikkat çeken yayınlar yaptı. Adnan Akfırat'ın Eşref Bitlis'e ilişkin yazdığı yazılar ile Doğu Perinçek'in 'Çiller Özer Örgütü' isimli kitabında JİTEM korunurken, Emniyet İstihbaratı açıkça suçlandı. Gözaltından çıkan Yeşil, MİT bünyesinde yeni bir görev için Şam'a uçarken, Şam'da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a suikast için kullanılacak olan patlayıcılar ise Viranşehir Belediye Başkanı Halil İbrahim Keleşabdioğlu'nun organizesiyle Ceylanpınar'ın Reselayn Kapısı'nda Şam'a gönderildi. Şam merkezinde zamansız patlayan bomba, iki Mehmet arasındaki kavgayı derinleştirdi ve Mehmet Eymür görevinden alınmasının ardından ABD'ye uçtu (Eymür, tüm bu yaşananları kurduğu ATİN sitesinde bir bir deşifre etti). Kürt işverenler öldürüldü Ersever'in ölümünün ardından büyük kentlere sıçarayan cinayetler zincirinde Kürt işverenleri, avukatlar, Kürt aydınları hedef alınmaya başlandı. Bu dönem büyük kentlerde JİTEM bünyesinde bulunan PKK itirafçılarının yanısıra eski ülkücüler, polis memurları ve mafyaya uzanan bir ağa kadar ulaştı. Bu dönem Kürt işverenleri Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Adnan Yıldırım, Hacı Karay, avukatlar Medet Serhat, DEP Ankara İl Başkanı Faik Candan, HADEP Yüreğir İlçe Başkanı Rebih Çabuz, İzzettin Görnü gibi çok sayıda insan öldürüldü. Devlet, siyaset ve mafya üçgeninde örgütlenmiş yapılar tarafından işlenen siyasal cinayetlerin yanısıra ekonomik rantlar sağlanması adına, Kumarhaneler Kralı Ömer Lütfi Topal, Tefeci Nesim Malki'ye ulaşan bir dizi cinayet daha işlendi. Kamyon derin devlete çarptı Takvim yaprakları 3 Kasım 1996 tarihini gösterdiğinde İzmir'den İstanbul yönüne seyir halinde olan 06 AC 600 plakalı Mercedes marka otomobil, Susurluk'un Uçakyolu Mevkii'nde benzin istasyonundan çıkan Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyona arkadan çarptı. Kazada, özel otomobilde bulunan 4 kişiden 3'ü ölüdü, 1'i ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Cep ve uydu telefonlarında geçilen şu mesaj dikkat çekiciydi: 'Reis öldü.' 1978 yılında Ankara'nın Bahçelievler Semti'nde 7 TİP'li gencin katledilmesi talimatını bizzat veren Ülkü Ocakları Başkanı Abdullah Çatlı, bu araçta Mehmet Özbey kimliğiyle bulunuyordu. Araçta korucubaşı ve DYP Siverek Milletvekili Sedat Bucak ile İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ve Çatlı'nın sevgilisi Gonca Us'un bulunduğu açığa çıktı. Bu kazada yaralı olarak kurtulan Sedat Bucak, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'a Siverek'te Ahmet Demir adına kimlik çıkarılmasını da sağlayan isimdi. Sadece deşifre oldular... Susurluk kazası sonrasında açığa çıkan ilişkiler bu gizli yapılanmaları da deşifre etti. Abdullah Çatlı'nın 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında MİT bünyesinde Mehmet Özbey kimliğiyle Avrupa'da Ermenilere yönelik saldırıları örgütlediği de açığa çıktı. Devlet, 7 kişinin katili olduğu gerekçesiyle aranan Abdullah Çatlı'yı devletin 'bekası için' Avrupa'da bazı operasyonlarda kullandığını itiraf etmek zorunda kaldı. 'Temiz toplum, temiz siyaset' anlayışını savunanların 'Milat' olarak kabul ettikleri 3 Kasım 1996 tarihinden sonra ortaya çıkan ilişkiler ve iddialar ise halen meçhul. Bölge illerinde faili meçhul cinayetlerle anılan Arif Doğan, Niğde ve Yalova Jandarma Alay Komutanlığı yaparken, Veli Küçük ise Giresun ve ardından Kocaeli Jandarma Alay Komutanlığı görevinde bulundu. Bu dönem Sedat Peker ile ilişkileri de açığa çıkan Küçük döneminde öldürülen Kürt işverenlerinin cesetleri Sapanca civarında bulundu. 3 Kasım sonrasında kamuoyunda yükselen demokratik tepkiler nedeniyle başta Korkut Eken, Sedat Bucak, Ayhan Çarkın, Sami Hoştan, Ali Fevzi Bir, Ercan Yorulmaz gibi çok sayıda kişi yargılanırken, bazı siyasiler ise dokunulmazlık zırhına büründü. Suçlular bir bir bırakıldı Diyarbakır DGM'de açılan davada yargılanan sanıklardan Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz ve Ercan Ersoy 290, Mustafa Altunok 204, Abdülgani Kızılkaya 193, İbrahim Şahin 185, Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlu 184'er, Enver Ulu 141, Ali Fevzi Bir 119 ve Sami Hoştan da 31 gün tutuklu kaldıktan sonra kutlamalar eşliğinde Metris Cezaevi'nden tahliye edildiler. Başka bir dava kapsamında tutuklu bulunan Yaşar Öz ise, bu davadan 105 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye oldu. Sonradan yakalanan Haluk Kırcı da, bu davada 155 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi. Başsavcılık, Ağar hakkında, 7 ile 15 yıl arasında, Sedat Edip Bucak hakkında da 11 ile 20 yıl arasında ağır hapis istemiyle kamu davası açtı. Ancak 18 Nisan 1999 tarihinde yeniden milletvekili seçilen Ağar ile Bucak yeniden dokunulmazlık zırhına büründüler. Adalet onlara hiç lazım olmadı! Mesut Yılmaz'ın Başbakan olmasından sonra Susurluk bağlantılı olayların araştırılması için tam yetkili olarak görevlendirdiği Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkan Vekili Kutlu Savaş, raporunu tamamlayarak Başbakanlık'a sundu. DGM'nin Susurluk davası gerekçeli kararında siyasilerin dava kapsamında yargılanmaması bir eksiklik olarak değerlendirilerek şöyle denildi: 'Yasadışı faaliyetler, öyle ürkütücü boyutlara ulaşmıştır ki, Susurluk'taki kazadan sonra Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında toplanan siyasi liderler, bu tip çete faaliyetlerinin önünün alınması, kamu ve özel şahıs güvenliğinin sağlanması için alınacak önlemleri, yapılacak yasal düzenlemeleri, idari ve siyasi tedbirleri tartışıp kamuoyuna açıklamıştır. Unvanı, görevi, sıfatı, siyasi ya da sosyal konumu ne olursa olsun suç işleyen herkes, derhal ve en kısa zamanda yargı önüne çıkarılıp, hesap vermesi sağlanmalıdır. Suç işleyenin cezasını çekmediği bir toplumda, sosyal ve siyasi istikrar sağlanamaz. Suç işleyip de bazı siyasi, sosyal, idari ve yasal koruma kalkanlarının arkasına sığınanlar ile bu koruma kalkanlarını muhafaza edenler ya da kaldırmayanlar unutmamalıdır ki, adalet bir gün onlara da lazım olacaktır. İşgal ettiği makam ve mevki ne olursa olsun, hiçbir şahıs ve kurum Anayasa ve yasaların vermediği yetki ve görevi kullanamaz. Kullanırsa bunu devlet adına yapmış olamaz. Suç işlemiş olur.' Susurluk açığa çıktığıyla kaldı Bir kısmı bizzat Mesut Yılmaz tarafından kamuoyuna açıklanan raporda, Özgür Gündem Gazetesi'nin bombalanması, Ömer Lütfü Topal, Behçet Cantürk, Musa Anter, Hikmet Babataş ve Cem Ersever'in öldürülmeleri, Tarık Ümit'in kaybolması, Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılması, Azerbaycan'daki darbe girişimi, yasadışı örgütlerle mücadele yöntemleri, bankalardan trilyonluk kredi aktarımları, uyuşturucu ticareti ve kara para aklama olayları ayrıntılı olarak irdelendi. Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT ve JİTEM'in yapısı, buralarda görev yapan bazı kişiler ile çeteler, bazı siyasetçiler, bazı işverenler ve devlet adına görev yaptıklarını öne süren bazı kişiler arasındaki ilişkilerin gözler önüne serildiği rapor, kamuoyunda günlerce tartışıldı. Söz konusu raporda sıkça adı geçen Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, aradan geçen süre içerisinde yürütülen çabalara rağmen henüz yakalanamadı. Şemdinli'de paşanın dediği oldu Susurluk'un üzerinden tam 9 yıl geçtikten sonra yine bir kasım ayında yani 9 Kasım 2005'te Şemdinli'de Umut Kitabevi'ne atılan bombaların ardından yine JİTEM mensupları ile itirafçılar çıktı. Bombalamada Zahir Korkmaz adlı yurttaş yaşamını yitirdi. Failler halk tarafından suçüstü yakalandı. Biri PKK itirafçısı Veysel Ateş diğer ikisi ise Hakkari İl Jandarma Komutanlığı istihbarat biriminde görevli astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz'di. Ateş, özel timlerce emniyete, astsubaylar Kaya ve İldeniz ise, polise teslim edilmek yerine olay yerinden uzaklaştırıldı. Hakkari İl Jandarma Komutanlığı'na ait olduğu tespit edilen 30 AK 933 plakalı sivil aracın bagajından MKE yapımı çok sayıda silah ve patlayıcı maddeler, ölüm listeleri, krokiler ve daha birçok belge ortaya çıktı. Çete, delillerin ele geçirilmemesi için savcının keşfini bile engellemeye çalıştı. Aracıyla olay yerinden geçen astsubay Tanju Çavuş sivil halkın üzerine ateş açtı; Ali Yılmaz yaşamını yitirirken, beş kişi de yaralandı. Bir gün içinde ölü sayısının ikiye çıkması, bir de astsubayların tutuklanmaması halkın öfkesinin daha da artmasına yol açtı. Ertesi gün Zahir Korkmaz ve Ali Yılmaz'ın cenaze törenlerine on binlerce insan katılırken, bu kez F-16'lar halkın üzerinden alçak uçuş yaparak, Bölge'deki gerilimi had safhaya çıkardı. Cenaze sırasında sivil halkın üzerine yine ateş açıldı ve birçok kişi yaralandı. Şemdinli'de bunlar yaşanırken el bombalarının asıl sarsıntısı Ankara'da hissedildi. Başbakan Erdoğan, 'Lokal bir olay gibi görünmüyor' diyerek, 'Sonuna kadar gidileceği' sözü verdi. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış da Şemdinli için 'Susurluk' benzetmesi yaptı. Dönemin Jandarma Genel Komutanı Org. Fevzi Türkeri ise, Susurluk benzetmesine karşı çıkarak, 'Lokal bir olay' dedi. DTP de, devlet içindeki gizli örgütlenmelere dikkat çekerek, faillerin derhal yargı önüne çıkartılmasını istedi. Şemdinli olayına asıl damgasını vuran ise, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı, emekli Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın, astsubay Ali Kaya için yaptığı 'Kendisini tanırım iyi çocuktur' açıklaması oldu. Türkiye Büyükanıt'ın sözlerini tartışırken, bu sefer Erdoğan'dan bu kez önceki açıklamalarını tekzip eden bir açıklamayla 'Oradaki (Şemdinli) vatandaştan tanık olarak istifade edemezsiniz' diyerek, çark etti. Büyükanıt ve Erdoğan'ın bu açıklamalarından sonra suçüstü yaklanan astsubaylar Kaya ve İldeniz'i aklama süreci de başlamış oldu. En nihayetinde Şemdinli İddianamesi'ni hazırlayan Savcı Ferhat Sarıkaya görevden ihraç edilirken, davada tutuklu her üç sanık salıverildi. Tam bu süreçte Ergenekon soruşturması İstanbul'da başladı. Tuncay Güney'in 2001 yılında verdiği ve Susurluk'a uzanan itiraflarıyla başlayan süreçte Kürt illerinde JİTEM'in kuruluşunda aktif rol alan Albay Arif Doğan, Veli Küçük, Susurluk sanıkları Sami Hoştan, mafya babası Sedat Peker, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'in kaybolmasından sorumlu olduğu için AİHM tarafından Türkiye'yi tazminata mahkum ettiren Albay Levent Ersöz'den akademisyenlere, yazarlara, İşçi Partisi yöneticilerine kadar uzanan Ergenekon yargılaması ise başladı. Halen Tutuklu bulunan ve 1990'lı yıllarda Bölge'de oluşturulan JİTEM'in hamisi olan Teoman Koman ile eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un yargılamasına ise önümüzdeki dönemlerde başlayacak. Halen firari sanık olan Levent Ersöz'ün Eruygur döneminde Jandarma İstihbarat Komutanlığı yürüttüğü de biliniyor. Sertar Tanış ve Ebubekir Deniz'in kaybedilmesi talimatını verdiği AİHM tutanaklarına girdi. Ergenekon yargılamasında Bölge'den müdahil olunması yönündeki taleplerin rededilmesi ise davanın Fırat'ın Doğu yakasını kapsamayacağını ortaya koyuyor. İZZET AYDIN

TRT’den Film Tadında Ve Dizi Formatında
Bir Sosyal Sorumluluk Projesi

Kırmızı Işık

afis001.jpg

TRT’den Film Tadında Ve Dizi Formatında
Bir Sosyal Sorumluluk Projesi
Kırmızı Işık

Her gün onlarca kaza ve bu kazalarda yaşanan ölümler-yaralanmalar olanca gerçekliğiyle bir Türkiye gerçeği olarak varlığını devam ettiriyor. Trafik kazaları/güvenliği her dönem ülkemizin önüne konulan acı bir fatura olma özelliğini maalesef koruyor.

“Peki maddi-manevi büyük kayıplara yol açan kazaların önüne nasıl geçilir?” Bu konuda uzmanların çözüm önerilerinin başında (sorunlu birçok alanda olduğu gibi) “Eğitim” geliyor. 26 Ekim’de ilki gösterilen ve her Pazar 16.35’de TRT 1 ekranlarında izleyiciyle buluşacak olan “Kırmızı Işık” trafik sorununa eğitsel bir çözüm olma iddiasıyla ve içeriğiyle film tadında ve dizi formatında görsel bir şölen olarak ortaya çıkıyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü ve TRT Genel Müdürlüğü’nün işbirliğiyle hazırlanan 13 bölümlük dizinin ana sporsorluğunu da TŞOF (Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu) üstleniyor. Proje danışmanlığına Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Celal UZUNKAYA’nın, yapımcılığına Şener DANYILDIZ’ın imza attığı “Kırmızı Işık” Türk Sineması’nın önemli isimlerini bir araya getirdi.

Cüneyt Arkın, Serdar Gökhan, Murat Soydan, Tamer Karadağlı, Halil Ergün, Aydan Şener, Oktay Kaynarca, Davut Güloğlu, Sevtap Parman, Fatma Belgen, Salih Kırmızı ve Cihan Ünal gibi birçok ünlü isimlerin yer aldığı proje, formatı ve büyüklüğü ile Türk televizyonculuk tarihinde bir ilki başarmış oluyor.



Bilgi İçin: Şener Danyıldız (Yapımcı) Tel: 0506 3977373
senerdanyildiz@hotmail.com - sener.danyildiz@trt.net.tr

afis002.jpg


YAPIM TRT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ- EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
ANA SPONSOR TŞOF (TÜRKİYE ŞOFÖRLER VE OTOMOBİLCİLER FEDERASYONU)
PROGRAMIN ADI “KIRMIZI IŞIK”
HEDEF KİTLESİ GENEL İZLEYİCİ
TÜRÜ DRAMA
BÖLÜM-SÜRE 13 BÖLÜM X 25 DAKİKA
PERİYODU HAFTALIK
ÇEKİM YERLERİ İSTANBUL, İZMİR
YAYIN TARİHİ VE SAATİ HER PAZAR 16:35
YAYIN KANALI TRT 1
JENERİK TÜRKÜSÜ Gülay
MÜZİK Cahit BERKAY
SENARYO Cavidan BALCI
PROJE DANIŞMANI Celal UZUNKAYA ( Emniyet Genel Müdür Yardımcısı)
YAPIMCI Şener DANYILDIZ
OYUNCULAR Cüneyt ARKIN, Serdar GÖKHAN, Tamer KARADAĞLI, Engin ÇAĞLAR
Murat SOYDAN, Cihan ÜNAL, Tolga SAVACI, Salih KIRMIZI, Halil ERGÜN Oktay KAYNARCA, Mahmut HEKİMOĞLU, Davut GÜLOĞLU, Meral ORHONSAY, Fatma BELGEN, Aydan ŞENER, Sevtap PARMAN
PROGRAMIN AMACI İnsanlık için ciddi bir tehdit oluşturan ve ülkemizin gündemindeki en önemli sorunlardan biri olan trafik kazaları her yıl binlerce insanımızın ölümüne, 100 binlerce insanımızın yaralanmasına ve milyarlarca YTL maddi hasara neden olmaktadır. Bu olumsuz durumu ortadan kaldırmak amacıyla, özellikle trafik güvenliği alanında yetki ve sorumluluk üstlenmiş bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının trafik güvenliği ile ilgili politikalarını belirlemesi ve uygulamaya koyması önem arz etmektedir. Denetim ve halkın bilinçlendirilmesi alanlarında yetkili ve sorumlu olan iki ayrı kurumun, yani Emniyet Genel Müdürlüğü ve TRT Genel Müdürlüğü’nün trafik güvenliğinin sağlanması amacıyla ürettikleri bu projede; trafik kazaları yıkımlarını vurgulamak ve caydırıcılığı ön plana çıkararak toplumumuzda düzenli, güvenli bir trafik ortamı oluşturmak, trafik kurallarına uymaya alışkanlık kazandırmak, dolayısıyla trafik kazalarını azaltmak amaçlanmıştır.
PROGRAMIN KONUSU Halkımıza trafik kazalarının çok basit kural ihlallerinin sonucunda olduğunu bir kez daha vurgulamak ve bunu örnekleriyle göstermektir. Bölümlerde farklı kural ihlalleri sonucunda çeşitli aile dramları gözler önüne serilecektir. Yani, çok basit gibi görülebilen ve maalesef ülkemizde yayaların ve sürücülerin ihlal ettikleri her hangi bir trafik kuralının ne gibi sonuçlar doğuracağı drama olarak işlenecektir. Konuların vurguları çarpıcı ve eğitici bir formatla işlenerek seyircinin daha iyi algılaması sağlanacaktır.
Bilgi için TRT Ankara Televizyonu Drama Programları Müdürlüğü
İrtibat Şener DANYILDIZ (YAPIMCI)
Tel 0 506 3977373 -
E-posta senerdanyildiz@hotmail.com - sener.danyildiz@trt.net.tr

BASIN BÜLTENİ

AKYAD ARDAHANLILAR DAYANIŞMA GECESİ , DAĞILMA GECESİNE DÖNDÜ:

Kağıthane Ardahanlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (AKYAD) Kağıthane Belediyesinin Ramazan Etkinlikleri çerçevesinde dün akşam Ardahanlılar gecesini yaptı. (24-09-2008 çarşamba.)

akyadvekarsgece.jpg

Etkinliğe KAİ. Kitlesinin ağır topları yanında, başta protokol olmak üzere CHP ağırlıklı muazzam bir katılım gerçekleşti. Milletvekili Prof. Esfender Korkmaz, KAİ. Vakfı Başkanı Yıldız Laçinel, Kağıthane CHP İlçe Başkanı Fevzi Şit, CHP Disiplin Kurulu Üyesi İbrahim Yılmaz’ın yanı sıra bölgedeki KAİ kitlesinden önemli ve nitelikli bir katılım gerçekleşti. G.O. Paşa Emniyet Müdürü Kemal Sancak, İl Milli Eğitim Müdür Yrd. Mustafa Göller, Kağıthane Bakalar Bayiler ve Büfeciler Odası Başkanı Yılmaz Kaya, Nurettin Yılmaz, Volkan Kaya, Karaca Talay gibi onlarca iş önemli bir çok iş adamıda gecedeydi.

Sivil Toplum örgütlerinden şu anda İst. ve Bölgede önemli bir güç olan ve ilk defa federasyonlaşma yönünde büyük adımlar atan Hoçvan Dernekler Federasyonu (Hoc-Fed) başkanı Osman Avşar ve yönetimi de yönetim düzeyinde geceye katılım gösterdi. Diğer Hoçvan dernekleri de Başkan ve yöneticileri de yönetim düzeyinde geceye katılım gösterdiler.

Bunun yanında Kağıthane Kars Çevre Köyleri derneği başkan, yönetim ve kitle düzeyinde katılım gösterdiği gibi, Beykoz Arda-Der fahri başkanı Alattin Kılıç, Süleyman Yıldız, Doguhaber İmtiyaz Sahibi H. Bediroglu, İş Adamı ve Arda-Der Yönetiminden Volkan Kaya ve bizde yönetici ve basın olarak gecedeydik.

Arda-Der’e bu dönem başkan seçilen Sarı Gökçe ise geceye çağrılmadığı gibi, yaptığı piknik şöleninden ardından aldığı tepkilerden dolayı artık Ardahan toplumu nezdinde kaale alınmadığı iyice su yüzüne çıktı… Bunun yanında gecede Alaattin Kılıç büyük bir sevgi seli ve tezahüratla karşılaştı. Prof. Korkmaz “Alaatin dernek nerede” sorusuna Kılıç sadece tebessüm ederek sessiz kaldı. Çünkü Kılıç Mayıs ayında yapılan kongrede başkanlıktan ayrılırken derneğin iki binası vardı. Yeni başkan Gökçe derneğe yer tutmadığı gibi yönetimi toparlamayı da becermedi. Olmayan dernek adına piknik şöleni yaptı ve komik bir duruma düştüğü gibi Ardahanlıları da küçük düşürdü.

Bunun Yanında Ardahan’ın bir çok ilçe ve köy derneğinin yanı sıra Fatih Sinan Yılmaz hariç (herhalde geceye çağrılmamıştı) Ardahan iş camiasından da geceye muazzam bir katılım gerçekleşti.

Yön FM’den sunucu ve iş Adamı Önder Aktürk, Recep Ergül; sanatçılardan Burhan Yıldırım, Özkan Aras ve Erdal Mavzer de gecedeydi. Halk müziği sanatçısı Mehmet Kılıç’ta geceye davetli olması ve etkinlik programında olmasına rağmen rahatsızlığı nedeni ile geceye katılamadı.

akyadgece.jpg

GECE İLERLEDİKÇE ÖFKE BÜYÜDÜ, ADETA ARDAHANLILARLA ALAY EDİLDİ.

Kağıthane deki Ramazan Ayı etkinlikleri çerçevesinde birkaç kez AKYAD’a uğramış Hoc-Fed yönetiminden Naim Kaya ve İş adamı Volkan Kaya ile birlikte başkan Güven Doğruyol’u ziyaret ettiğimiz gibi, AKYAD’ın verdiği iftara da katılım göstermiş elimizden gelen desteği sunmaya çalıştığımız gibi tüm etkinliklerini de elimizden geldiği kadar yayınlamaya çalıştık. Başkanla yaptığımız görüşmelerde İstanbul genelinde olduğu gibi Kağıthane deki Ardahanlıların da dağınık olduğunu, birbirini tanımadığını, toparlanmasının gerekliliğine dikkat çekmiş, yapılan bir çok etkinlikte ise şövenizmin kol gezdiğini bu anlamda sivil toplum örgütlerinin sınıfta kaldığında hem fikir olmuştuk. Özellikle seçim arefesinde olduğumuzdan dolayı birlik ve bütünlük içinde hareket etmenin bir zorunluluk olduğunu bu bütünlüğü sağlayacak en önemli gücün dernekler olduğundan da hem fikir olmuştuk.

Fakat maalesef yapılan gecede ne Hoc-Fed anons edildi, nede geceye katılan yüzlerce Kürt kökenli vatandaşımız ve hemşehrimiz dikkate alınmadı. Yok sayıldı. Kürtçe tek bir müzik parçası çalınmadığı gibi kronikleşmiş şöven yapı bu geceye de damgasını vurdu. Gözyaşı kan ve şehitlik üzerine okunan şiir ise sanki bir şehitlikte anma törenini çağrıştırdı.
Kültürel anlamda sivil toplum örgütlerimizin büyük bir çoğuluğunun sınıfta kaldığı gerçeğini bir kez daha canlı yaşadık. Türkiye gibi zengin bir kültürel mozaik’e sahip olan ülkemizin kültürel değerlerinin sivil toplum örgütleri tarafından kavranmadığı yapılan etkinliklerde rahatlıkla görülmektedir.

Biz Güven Doğruyol’u gözlemlerken ciddi anlamda bir başkan profili ve toparlayıcı bir kişilik izlenimi edinmiştik. Bu kadar geri bir durumla karşılaşılacağını hiç kimse tahmin etmemişti.

hocfedakyad.jpg

HOC-FED GECEYİ PROTESTO EDİP AYRILDI

Bu anlamda Hoc-Fed yönetimi geceyi protosto edip ayrılırken, bu gecede ortaya konan zihniyet ve anlayışla bırakın Ardahan’lıları bir köyün bile bir araya getirilmeyeceğini belirterek bu anlamda Ardahan’ın demokrasi beşiğinin ve beyninin Hocvan olduğu bir kez daha ortaya çıktığını ve Hoc-Fed’in bu geri tutumlar neticesinde bir zorunluluk olarak doğduğunu dile getirdiler.

Avşar, Ardahanlıların birlik ve bütünlüğü yakalyacaklarına inançlarının tam olduğunu, yönetici ve yönetimlerin seçilmesinde halkın çok dikkatli olması gerektiğini, metropoller başta olmak üzere Ardahanlıların ve KAİ kitlesinin toparlanmasına, güç olmasına mani olan yapı ya da bireylerin kendilerine çeki düzen vermeleri gerektiğini belirterek, aksine halkın geri kalan, sürece cevap olmada yetersiz kalan kurum ve bireyleri ekarte edecek güçte olduğunu belirtti. Bu gecede Kağıthane deki birliği sağlayacak önemli bir fırsat ortaya konan geri tutum nedeniyle yara almıştır diyerek federasyonun görüşünü özetle ortaya koydu.

ETKİNLİKLER BELEDİYENİN TEKELİNDE KEYFİ BİR TUTUM SERGİLENEREK GEÇMEKTEDİR:

Ayın 14’dünde Kars Çevre Köylerinin yaptığı etkinlikte Kağıthane Bld. Başkanı Fazlı Kılıç gelmeden etkinlik’i başlatamayız diyen görevlilere H. Bediroglu ve Gecenin sunucusu Önder Aktürk karşı çıkmış. Yapılan itrazlar sonucu gece başlamıştı. Saat 22.30 olmasına rağmen bld. Başkanı ortada yoktu. Bediroğlu burası kışla değil, bizler de komutanı bekleyen askerler değiliz diyerek tepkisini ortaya koymuş ve başkan gelmeden gece başlamıştı.

Dün akşam Ardahanlılar gecesinde de daha kötü bir durum yaşandı. Milletvekilnden KAİ Vakfı başkanına çok önemli bir katılımın olduğu geceye Belediye Başkanı adeta tavır koyar gibi saat 23.00 ‘ü geçtikten sonra ancak katılabildi.

Bu durum ise katılımcılar tarafından CHP ağırlıklı katılıma karşı Başkan Kılıç’ın bilinçli bir tavrı olarak algılandı.

AKYAD BAŞKANI GECEYİ DEĞERLENDİRDİ:

Gecede içine düşülen eksikliklerin istenen ya da planlanan bir durum olmadığını, kendisinin yalnız olmadığını yönetimlerinin olduğunu belirten G. Dogruyol, gecelerde Kürt müziğine yer verilmemesinin eleştiri alacağını bildiğini, bu anlamda bölge sanatçısı Mehmet Kılıç’ı aradıklarını ve Kılıç’ın katılmadığını isteyen olursa kendisini arayabileceklerini söylediler.

Geçmişten günümüze yapılan çoğu etkinliklerde şövence tutumların sergilendiğinin bilindiğini ve bunu kırmak için Ardahan Bal Festivalinde ilk defa Kürtçe müzik’in kendilerinin çaldırdığını, DTP’ye ve Hocvan Muhtarlar birliğine plaket verdiklerini belirten Doğruyol, şövenizmi kırmak toplumsal bütünlüğü sağlamak ve bu yönlü kültürel ortamı oluşturmak derneklerin 1. dereceden görevi olduğunu söylediler.

Geceye katılan tüm siyasi parti temsilcilerini anons ettiklerini fakat kimseye söz hakkı vermediklerini belirttiler.

Gecede okunan şiirin kendi insiyatifi dışında geliştiğini ve programda olmada Ardahanı anlatan şiirler olduğunu belirti.

Hoc-Fed’in anons edilmemesini de tamamen sunucunun hatasına bağlayan Doğruyol, Bir çok geceye bizde katılım gösterdik fakat anons edilmedik. Hiçbir zaman da sorun yapmadık gecelerin yoğunluğu ve heyecanı atmosferinde böyle şeyleri normal olarak görmek, karşılamak gerekir dedi.

Belediye başkanının geceye geç gelmesini de eleştiren Doğruyol, gecelerimiz kimsenin tekelinde değil, Başkan gelmese de zaten gecemiz yapılmaktaydı.

GECEDEN İZLENİMLER

Ardahan ve KAİ toplumunun, kitlesinin birlik beraberlik yönündeki istek ve iradesini herkes bilmektedir. Aynı semt ve mahalde yaşayan insanlarımız biribrini doğru dürüst tanımamaktadır. İstanbul genelinde tüm KAİ kitlesini temsil eden bir sivil toplum örgütü yoktur. Toplumun bu yönde beklentisi had safhadadır. Bu beklenti her geçen yıl daha da gelişmekte toplum bu yönlü sivil toplum örgütleri istemektedir. Bunu başarabilecek en önemli güç ve ayaklardan biri derneklerdir.

Bu anlamda AKYAD ve Başkanı tutum ve etkinlikleri ile İstanbul ve bölge açısından önemli ve toparlayıcı bir güç olarak görülmektedir. Nihayet geceye katılan kitlede bu öngörüyü doğrulamıştır. Ardahan ve KAİ kitlesi geceye önemli bir katkı ve destek sunmuştur. Fakat yapılan etkinlik katılım gösteren kitlenin beklentilerine cevap olmaktan uzak eski geri, şöven anlayış ve yaklaşımların ortaya çıkması katılımcıları hem kızdırdı hem de kafalarda bir çok soru işareti oluşturdu. Hatta hayal kırıklığı yarattı desek abartmış olmayız. Dernek yönetimlerinin eksikliklerinin nelere mal olabileceğini göstermek açısından yukarda ki başlığı uygun gördük. AKYAD yönetiminin bu geceden önemli dersler çıkarıp eksikliklerine yöneleceklerini umut ediyoruz…

Y.Sit- Doğukültür Gazetesi
www.babilmedya.com

OTBİÇEN KENT ORMAN’INDA PİKNİK YAPTI:

Otbiçen Kültür ve dayanışma derneği yeni yönetimi seçer seçmez Yeni Mahalle Kent ormanında piknik yaptı. Başkan Turgay Kaya ve yeni yönetimin icra ettiği pikniğe birkaç işadamı (Şeref Talay, Cevdet Kaya, Metin Şancı) dışında tüm köylü ve üyeler katılım gösterdiler.

Yeni yönetim yeni olmasına rağmen genel kurul yaparak federasyona katılım kararı aldı. Temmuz ayında bölgede yapılacak olan etkinlikle ilgili tüm çalışmaları da plandık. Ve bugün’de (Pazar günü) bu etkinliği düzenledik diyerek katılan herkese satgı ve sevgilerini sundu. Hoçvan yayla şenliğine de değinen kaya temmuz ayının ilk haftasında herkesi bölgeye davet etti.

xm_liyeniyon.jpg

Piknikte hemşehrimiz halk müzüği sanatçısı Enver Demir’in kurduğu Gurup Deng’in sunduğu birbirinden güzel parçalarla kitleyi coştururdu müzik ziyafeti çekti.
Sanatçı Berwar (Remzi Demirbaş) çektiği uzun hava ile herkesi memelekete götürdüğü gibi çok büyük alkış aldı. Hoçvanlı olan Berwar’a halk Doğu anadolunun Şıwan’ı diyor. Bölgemizde böyle sanatçıların ve gurupların çıkması halk tarafından taktir edildi.

Bayramoğlu Dernek başkanı Erdal Koç her zaman olduğu gibi bu piknikte de bizi şaşırttı. Xımıli’lerden önce piknik alanına geldi. Halay’a katıldı. Yaptığı konuşmada bölgede yapılacak olan etkinlik hakkında ve dernekçilik ve örgütlülük ile ilgili çok güzel güncel bilgiler verdi. Ve tüm halkı Temmuz ayında Yapılacak olan Hoçvan Yayla şenliğine davet etti. Yılda her kesin bir kerede olsamemlekete gitmesi gerekiyor dedi.

xmlhalay.jpg

Ardahan dernek başkanı Sarı Gökçe de etkinlikteydi. Gökçe yeni dernek yönetimini kutlayarak Xımıli halkını toplumsal etkinliklere duyarlılıklarından dolayı kutladılar.
Lehimliden Önceki Dernek başkanı Kemal Sanin ve üyelerin yanı sıra değişik yerlerden katılanlarda vardı.

Gökçe ben öncelikle Hoçvanlıyım ondan sonra Ardahanlıyım, kendi köyünü doğduğu yeri önemsemeyen bir adam başka bir şeyi hayata önemseyemez köksüz kalır. Hoçvan ve köyleri bizim için ayrı bir ehemmiyete sahiptir dedi.

xmlis.jpg

İşadamlarımızdan Metin Talay ise piknik bitene kadar ızgara başından ayrılmadı. Hem Köylüye hem de misafirlere bol bol ızgara ikram etti. Me-Tay İnşaatın sahibi Metin Talay, Bozkaya İnşaatın Sahibi Volkan Kaya, Kayalar otomotivden Çetin Kaya başta olmak üzere köyün tüm iş adamları ve ileri gelenleri birkaç kişi dışında hepsi pikniğe katılım gösterdiler.



OTBİÇEN OLAĞANÜSTÜ KONGRE YAPARAK YENİ YÖNETİMİNİ BELİRLEDİ:

Yönetim anlamında bazı sorunlar yaşayan Ardahan Hoçuvan Otbiçen Kültür ve Dayanışma Derneği Pazar günü (15-06-08) Yenimahalle de bir araya gelerek yeni yönetimini belirledi. Yeni ve eski yönetimin bir araya geldiği kongrede üyelerin onayı ve imzaları alınarak iki önemli karar çıkarıldı.

otbicenyonetim.jpg

Genel kurul kararı ile Hoçuvan Dernekler Federasyon’una (Hoç-Fed) katılım kararı oy birliği ile alındığı gibi, yine oybirliği ile yeni yönetinm seçildi.

Yeni yönetimde başkanlığa iş adamı Turgay Kaya seçilirken yönetim kurulu aşağıdaki isimlerden oluştu:

Yeni Yönetim Asil Üyeler: Denetleme Kurulu:
Turgay Kaya Menderes Kaya
Fevzi Şit Cemil Şit
Metin Şair Mehmet Şair
Nedim Şit
Talip Deniz
Tekin Şair
ZekiTekin

Yeni Yönetim Yedekler:

Binali Şit
Şerafettin Şirin
Rıza Öztürk
Korkmaz Şit
Bilal Şirin

Hoç-Fed’e Seçilen Delegeler:

Menderes Kaya
Cemil Şit
Paşa Şirin
Bayram Şirin
Fevzi Şirin
Metin Şancı
Şeref Talay

Yeni yönetimde başkanlığa seçilen Turgay Kaya çalışkanlığı, dürüstlüğü, fedakarlığı ve toplumsal etkinliklere katılımda gösterdiği performansı ile dikkatleri üstüne çekerken yaptığı çalışmalarla hem Otbiçen’liler hem de Federasyon Yönetimi tarafından takdir toplayan bir kişilik. Yeni Yönetim bir taraftan Haziran’ın 22 sinde yeni mahalle kent ormanında yapılacak olan piknik şölenine hazırlık yaparken öbür yandan Hoc-Fed’in kurucu üyelerinden olan Naim Kaya ile birlikte Temmuz ayını dördünde başlayacak olan Hoçvan Yayla şenliğine yönelik hazırlıkları birlikte yürütmektedirler.



TÜRKİYEDE AKLA ZARAR OLAYLAR OLUYOR:

Biri canı istediği için 33 kürdü kurşuna diziyor ve kendisine bu olay için 33 madalya verilmesi gerekir zihniyetiyle adı kışlaya veriliyor.
Öbürü zengin çocuğu olduğu için emniyet şeridinde kadını ezip geçiyor ve serbest kalıyor. Bunun üzerine ülkemizde adalet olduğunu zan eden gariban kızın anası Ankara’ya gidiyor ve işkence edilerek geri gönderilyor. Adeta Kalkavan soyadlı biri kızını ezmişse senin de yaşaman hatalı demeye getirmişler. İşte ibret verici iki haber ve bu ülkeyi ne tür bir zihniyetin idare ettiğine dair çarpıcı iki örnek ve halk hala bu tür kurum ve yapılardan medet umuyor…

irakvahset.jpg

Haber-1:

´Merhumun cezası süresiz değildir´

Katliam yaptıran Orgeneral Muğlalı´nın adının kışlaya verilişine savunma: Üstünden 60 yıl geçti, merhum da cezasını çekmişti...

ANKARA - Van´ın Özalp ilesinde 33 kişiyi kurşuna dizdirerek tarihe geçen Orgeneral Mustafa Muğlalı´nın ismi Özalp´te yaşamaya devam ediyor. Olaydan 61 yıl sonra suçsuz yere kurşuna dizilenlerin yakınlarının yaşadığı Özalp´teki kışlaya Muğlalı´nın ismini veren Genelkurmay Başkanlığı, mağdur yakınlarının ısrarına rağmen geri adım atmadı. İsmin kaldırılması için açılan davada Milli Savunma Bakanlığı ilginç bir savunma yaptı: "Merhumun cezası süresiz değil..." Sivil mahkeme iki yıl sonra, ´Askeri yargının uzmanlık alanı´ diyerek dosyayı askeri yargıya gönderdi.
Özalp, 1943´te Cumhuriyet tarihinin en çok tartışılan olaylarından birine sahne olmuştu. Bölgede kaçakçılık ve hırsızlık suçlamalarıyla 35 köylü yakalanmış, ancak suçsuz oldukları anlaşılınca serbest bırakılmışlardı. Olayı soruşturmak üzere gelen Diyarbakır 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Mustafa Muğlalı, köylüleri yeniden yakalatmış ve kurşuna dizdirmişti.
16 Mart 2004´te, yani olaydan 61 yıl sonra Muğlalı ismi Özalplilerin yaşamlarına yeniden girdi. Genelkurmay Başkanlığı, bu tarihte Muğlalı´nın ismini Özalp´teki Tabur Sınır Komutanlığı kışlasına verdi. Kurşuna dizilen 33 kişinin Özalp´te yaşayan yakınları, 2006´da bu işlemin iptali istemiyle Ankara 6. İdare Mahkemesi´nde dava açtı.
Milli Savunma Bakanlığı, davada yaptığı savunmada, kışlalara bölgede başarılı hizmet yapmış, garnizonun kurulmasına katkıda bulunmuş komutanlarla, Kurtuluş Savaşı´nda görev almış ve o bölgede anıları bilinen komutanların isimlerinin verildiğini kaydetti. Savunmada "İşlem hukuka uygundur. Merhum Muğlalı, işlediği suçtan dolayı cezasını çekmiş ve olayın üzerinden 60 yıldan fazla bir zaman geçmiştir. Merhumun cezasının veya kısıtlamalarının süresiz devam edeceğinin iddia edilmesi hiçbir hukuki ve demokratik değerle bağdaştırılamaz" denildi.
Mağdur yakınları, Muğlalı ismiyle yaşadıkları sürede Ankara 6. İdare Mahkemesi´nin dosyayı karara bağlamasını bekledi. Ancak mahkeme dava açıldıktan iki yıl sonra sürpriz biçimde görevsiz olduğuna karar verdi. Kararda, kışlaya isim verme işlemi askeri eylem olarak nitelendirildi. Kararda, askeri eylemlerin askeri kural, gerek ve geleneklerin değerlendirildiği uzmanlık mahkemelerinde incelenmesi gerektiği anlatıldı. Kışlaya Muğlalı isminin verilmesi yönünde kullanılan takdir hakkının ve Muğlalı´nın askerlik mesleği ile ilgili niteliklerinin askeri idare mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Mağdur yakınlarının avukatı Zeki Yüksel, "Temyiz için önce Danıştay´a başvuracağız. Bir sonuç alamazsak AİHM´ye gideceğiz" dedi.
• * * * *
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz/ Rivayet sanılır belki
Vurulmuşum

Düşüm, gecelerden kar
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara

Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız.

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz

Rivayet sanılır belki

Gül memeler değil

Domdom kurşunu

Paramparça ağzımdaki...

33 köylünün yargısız infazı daha çok Ahmed Arif´in ´33 Kurşun´ şiiriyle kamuoyunun ve birçok araştırmacının ilgisini çekmiştir. Yıllarca gündeme gelemeyen olay özetle şöyledir: Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel´in kurduğu çete tarafından koyunları gasp edilen İranlı bir aşiret reisi, Türk tarafına geçerek 500 koyunu gasp eder. Aşiret reisine yardım ettikleri iddiasıyla 35 köylü yakalanır ancak suçsuz oldukları anlaşılır. Kaymakam Tuncel, olayı Ankara´ya "Ruslar sınıra yaklaştı" diye bildirir.
Bölgeye soruşturma için gelen Orgeneral Muğlalı, 24 Temmuz 1943 günü yetkililerle bir toplantı yapar ve 33 köylünün diğer köylülere ibret olması için idam edilmesini ister. Tümgeneral Cevat Yalım ve İçişleri Müfettişi Avni Doğan´ın uyarılarına karşın, "Memleketin çıkarı için babamı bile asarım, bu işe karışanı kırbaçlarım" der. 30 Temmuz 1943 gecesi, Yukarı Koçkıran Köyü, 356 No´lu sınır taşında 33 köylü yargı kararı olmaksızın, elleri ve gözleri bağlanarak kurşuna dizilir. Daha sonra bir kişinin ölmediği, yaralı halde İran´a kaçtığı ortaya çıkar. Konu ilk kez 1948´de, Demokrat Parti tarafından CHP´ye karşı Meclis´te gündeme getirilir. 1949´da soruşturma açılır, yargılama sonucu Muğlalı idama mahkûm edilir ancak yaşı dolayısıyla ceza 20 yıla indirilir. Muğlalı 1951´de cezaevinde ölür.
Radikal

******************************************************
******************************************************

Haber-2:

´Soyadımız Kalkavan mı olmalı?´

Kızı Sinem’e emniyet şeridinde çarparak öldüren ve serbest kalan Mustafa Faruk Kalkavan için genç kızın annesi Neşe Hanım isyan etti
Moda tasarımcısı Sinem Yalçın, geçtiğimiz Ocak ayında arkadaşı Elif Çelik ile Tepe Nautilus Alışveriş Merkezi’ne gitmek için evden çıktı. Dalgınlık sonucu Boğaziçi Köprüsü yoluna giren Sinem’in otomobiline, arkadan gelen bir araç çarptı. Sinem, hasara bakmak için arabasını emniyet şeridine çekip, indi. Bu sırada ünlü armatör Bülent Kalkavan’ın oğlu Faruk’un kullandığı Lincoln marka cip, genç kıza hızla çarptı. Sinem ağır yaralanırken arkadaşı Elif Çelik, şans eseri kurtuldu.
Hastaneye kaldırıldı

Sinem hastaneye götürülür-ken annesi Neşe Yalçın ile babası Sinan Yalçın da oradaydı. Sedyede anne ve babasını gören Sinem, “Ne olur beni kurtarın, ölmek istemiyorum” dedi. Annesi “Ölmeyeceksin kızım. Bak iyisin” diyerek, kızına güç vermeye çalıştı. Altı saat süren ameliyat sonrası acı haber geldi.Sinem hayatını kaybetmişti.

magdur.jpg

Sinem’in ölümüne neden olan Kalkavan da, genç kıza çarptıktan hemen sonra direksiyon hakimiyetini kaybetmiş, aracı 20 metre sonra yan yatmıştı. Kalkavan, araçta iki arkadaşını da bırakıp “Cipi Ahmet’in kullandığını söyleyin” diyerek kaçtı. Şoför suçu üstlenmeyince, cipi Faruk Kalkavan’ın kullandığı ortaya çıktı. Kalkavan da, 24 saat sonra teslim oldu. Alkol kontrollerinde temiz çıkan Kalkavan, “Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak”tan 3.5 ay yatıp tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Bakanlıkta dövdüler
Adaletin yerini bulması için çırpınan Neşe Yalçın, Adalet Bakanı M. Ali Şahin ile görüşmeye gitti. Müsteşarla görüşebileceği söylendi. Sonrasında yaşananları Neşe Yalçın şöyle anlattı: “Kalkavan ailesinden yaşlı biri içeri girdi. Müsteşar Bey, ’Sizi dinleyeceğim, buyrun lütfen’ dedi. Ben otururken Kalkavan ailesinden o yaşlı adamın da hemen yanımızda oturduğunu farkettim, o da odaya girmişti. Biz konuşmadan Müsteşar Bey’e bir telefon geldi, Müsteşar Bey telefonda, ’Tabi efendim. Emredin bakanım. Tamam, oldu’ gibi bir konuşma yaptı. Bakan’la görüşmesi bittikten sonra da, ’Sizinle görüşemeyeceğim’ dedi. ‘Adalete sığınmaya geldim, niye beni dinlemiyorsunuz’ dedim. ’Sana mı soracağım’ diyerek, Kalkavan’ı alıp, ’Gel üst kata çıkalım’ dedi. Ben ısrar edince güvenliğe, ’Bu kadını dışarı atın’ dedi. Beni paldır küldür dışarı attılar. Israrla, ’Adalet aramaya geldim. Bırakın derdimi anlatayım’ dedim ama dinlemediler. Dışarda da koluma ve dizime copla vurdular. Nefesim kesildi, yere yığıldım. Beni sürükleyerek güvenliğin çıkışına götürüp bıraktılar. Kızkardeşim beni alıp hastaneye götürdü. Oraya iki görevli gelmiş, ’Buna bakmayın. Kaydını almayın’ demişler. Beni acilden de dışarı attılar. Kızımı öldürenler şimdi dışarda dolaşıyor. Adaletin yerini bulması için Kalkavan Ailesi’nden biri olmamız mı gerekir? Kızım için ben de gerekirse AİHM’ye kadar gideceğim.”
Vatan

Bu bölüme, yerleştirdiğiniz resimlerle ilgili açıklamaları girin. Benzer resimleri birarada yerleştirmeye özen gösterin.

Bu bölüme ürünleriniz ya da hizmetlerinizle ilgili vermek istediğiniz bilgileri girin. Bilgilerin kısa ve net olmasına özen gösterin. Buradaki bilgiler ziyaretçilerinizi müşteriye çevirebileceğiniz yerdir.

kapitalizm.jpg

OSMANLIDAN GÜNÜMÜZE KÜRTLER ve DEVLET-1

Milli Mücadele’nin başlarında, Mustafa Kemal, Kürt aşiret reislerine çektiği telgraflarda ordu komutanlarına ve Sovyet Rusya Dışişleri Komiseri Çiçerin’e yazdığı mektupta, bazı meclis konuşmalarında ‘Kürdistan’ terimini kullanıyordu

kurdo.jpg

KÜRTLER1-

Milli Mücadele’nin başlarında, Mustafa Kemal, Kürt aşiret reislerine çektiği telgraflarda ordu komutanlarına ve Sovyet Rusya Dışişleri Komiseri Çiçerin’e yazdığı mektupta, bazı meclis konuşmalarında ‘Kürdistan’ terimini kullanıyordu


BAŞLARKEN

PKK’nın 1984 Eruh baskınından bugüne dek, Avrupa’nın en büyük, dünyanın altıncı büyük ordusuna sahip olan Türkiye, 20 bin civarındaki PKK üyesini etkisiz hale getirmek için 300 bin askerini ve 67 bin korucuyu seferber etti. 14 ilde 1987-2002 arasında “Olağanüstü Hal” (OHAL) ve sıkıyönetimler ilan edildi. Bunlar tam 57 kez uzatıldı. 24 kez sınırötesi operasyon yapıldı. Resmî rakamlara göre 14 yılda 96 milyar dolar harcandı. Bazıları bu rakamın aslında 400 milyar dolar olduğunu söyledi. Resmî rakamlara göre Türk tarafından asker-sivil 10 bini aşkın kişi hayatını kaybetti, bir o kadarı da yaralandı, sakat kaldı. PKK mensubu ya da yandaşı 25 bini aşkın kişi ‘etkisiz hale getirildi.’

AD KOYAMAMAK • Yedi yıl kulağımızın üstüne yattıktan sonra 2006’dan itibaren tekrar tırmanan ‘düşük yoğunluklu çatışma’ durumunun bilançosu hakikaten vahim. Yürekleri dağlayan ölüm haberleri, sadece ilan edilmemiş bir savaşın sürdüğü bölgede değil, tüm ülkede yaşanan ama tam dökümünü bilmediğimiz ekonomik, sosyal, psikolojik yıkımlar, Ayvalık örneğinde ürkerek izlediğimiz türden ‘Türk’ ve ‘Kürt’ toplumları arasında yükselen düşmanlık hali ve daha nicesi.
Damadı gazeteci Metin Toker’e bakılırsa, İsmet İnönü “Daha Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte düşünmeye başladı bu Kürtleri ne yapacağız diye?” demişti. (Aktaran Hasan Cemal 26 Ekim 2007 Milliyet) Yani, sorun bazılarının göstermek istediği, 1984’te PKK’nın Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla başlamadı. Aksine Cumhuriyet’le yaşıt. Tam 85 yıldır, ‘şekavet’, ‘eşkıyalık’, ‘asayişsizlik’, ‘feodalizm’, ‘geri kalmışlık’, ‘modernleşme karşıtlığı’ gibi bağlamlarda ele aldığımız bu meseleye ‘Kürt Meselesi/Sorunu’, ‘Terör Meselesi’ ya da ‘dış mihrakların işi’ adı takmanın tarihçesi oldukça yeni. Yani PKK bir neden değil bir sonuç.
Adı doğru koyulamadığı için, meselenin nasıl bitirilebileceği konusunda da uzlaşma yok. Eskiden ‘harekât’, ‘tedip’, ‘tenkil’, ‘sürgün’ ve ‘imha’, ‘asimilasyon’ gibi zorbalıkla çözülmeye (!) çalışılan sorun şimdi de benzer yöntemlerle ele alınıyor. Kimi, PKK’yı tepelemek, kimi yerel yönetimleri ele geçirmek, kimi Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine yatırım yapmak, kimi Kuzey Irak’a girmek, kimi Batılı ülkelere ültimatom çekmekten söz ediyor. Ama pek az kimse, bu ülkenin dört bir yanında Türklerle iç içe yaşayan, onlarla birlikte aş ve iş peşinde koşan, onlarla birlikte gülen ağlayan şiddete bulaşmamış Kürtlerin ne istediğini sormuyor. Sormak ne kelime Kürtlerin en azından belli bir bölümünü temsil eden HEP, DEP, HADEP, DEHAP ve nihayet DTP gibi partiler devlet katında, medyada ya da sivil toplumda sürekli yok sayılıyor, tahkir ediyor veya dışlanıyor. Benzer muamele, Türkiyeli Kürtlerin akrabaları olan Iraklı Kürtlere karşı da yapılıyor.

EMPATİ EKSİKLİĞİ • Bunun bir de öteki yüzü var. Tarihi devletin izin verdiği ölçülerde öğrenebilen Türk tarafı, ‘Kürtlerin karda yürürken kart kurt sesi çıkardığı için Kürt adını almış bir Türk boyu’ olmadığını yeni idrak etmeye başladı ama, Kürtler arasındaki farklılıkları, Kürtler ile PKK, PKK ile Kürt milliyetçiliği, milliyetçi taleplerle kültürel talepler, kültürel taleplerle insan hakları gibi olgular, kavramlar arasındaki ilişkileri kurmakta zorluk çekiyor. Özetle, Kürtlerin (ve onlara destek veren uluslararası toplumun) kendilerinden ne istediğini bir türlü anlayamıyor.
Gerçi Kürtler bu saptamaya çok kızıyorlar ve “85 yıldır söylüyoruz, duymuyorsunuz, anlamıyorsunuz, anlamak istemiyorsunuz” diyorlar. Ama Aralık 2004’de International Herald Tribune’ün Avrupa baskısı ile Le Monde‘a verdikleri 200 imzalı ‘Kürtler ne istiyor?’ başlıklı ilandan sonra çıkan tartışmalardan hatırlıyoruz ki, henüz Kürtlerin kafası da ne istedikleri konusunda berraklaşmış değil. Federal haklarla esnetilmiş üniter devletten ekolojik topluma, Kemalizmi referans alan demokratik konfederalizmden bağımsız ulus-devlete kadar pek çok projenin yandaşı var. Üstelik bazen aynı kişiler, birden fazla projeyi aynı anda savunuyorlar. Yani her iki taraf da haklı. Ne Kürtler taleplerini derli toplu, açık, net anlatabiliyor, ne Türkler onları anlamak istiyor.
Bunlara ek olarak, her iki taraf da ‘Türkler’ ve ‘Kürtler’ gibi ‘yaratılmış’ kategorilerle konuşmanın mahzurlarını yaşıyorlar. Halbuki ne yekpare bir ‘Türklük’ ne de yekpare bir ‘Kürtlük’ var. Ama en kötüsü, her iki tarafın büyük bir kesiminin, meseleye milliyetçi paradigma içinden bakması. Çünkü her milliyetçilik gibi, Türk ve Kürt milliyetçiliği de diğerini ‘ötekileştirerek’ kendini tanımlayabiliyor.
Bu yazı dizisinde, iki halk arasında modern çağlardaki ilişkilerinin tarihçesini, milliyetçi paradigmalardan haberdar olarak ama onların esiri olmadan özetlemeyi amaçlıyorum. Çünkü konu, ciltler dolusu kitapla bile anlatılmayacak kadar karmaşık ve derin. Bu özetten hareket ederek, merak ettiğiniz başlıkları daha derinlemesine inceleyebileceğinizi umuyorum. Elbette, gerek yer sınırlılığı yüzünden, gerekse benim bilgisizliğim ya da unutkanlığım yüzünden atlanmış önemli noktaları sizlerin eleştiri ve katkılarıyla ilerde tamamlarım.

KENDİ VAR, ADI YOK BİR ÜLKE: KÜRDİSTAN • ‘Kürdistan’ terimi ilk kez, son Büyük Selçuklu Sultanı Sancar Bey’in (ö. 1157) merkezi bugünkü İran’ın Hemedan kentine yakın Bahar kenti olan ‘Kürdistan Eyaleti’nde kullanılmıştı. Kürdistan adı, coğrafi bir terim olarak, Kanuni Sultan Süleyman 1525 ve 1553 tarihli fermanlarında da vardı. I. Ahmet 1604 tarihli fermanında ‘Umum Kürdistan’ terimini kullanmıştı. 17. yüzyıl yazarı Evliya Çelebi ünlü seyahatnamesinde ayrıntılarıyla ‘Kürdistan’ bölgesini ve şehirlerini anlatmıştı. Sadrazam Mustafa Reşit Paşa 1847 yılında yönetim birimi olan ‘Kürdistan Eyaleti’ni kurdu. 13 Aralık 1847 tarihli Takvim-i Vekayi‘de yayınlanan düzenlemedeki eyaletin merkezi Ahlat’tı ve Diyarbakır, Muş, Van, Hakkâri, Cizre, Botan ve Mardin’i kapsıyordu. Merkez sonra sırasıyla Van’a, Muş’a ve Diyarbakır’a taşındı. 1856’da bu eyaletin sınırları yeniden düzenlendi, 1864’te ise Diyarbakır ve Van vilayetlerine bölünerek son buldu. Dahiliye Nazırı Mehmed Ali Bey’in Hariciye Nazırı Ferid Paşa’ya gönderdiği 13-14 Nisan 1335/1919 tarihli tezkirede bakılırsa bu tarihte de Kürdistan, Ermenistan, Kürt gibi terimler hiçbir komplekse kapılmadan kullanılıyordu. Milli Mücadele’nin başlarında, Mustafa Kemal’in, Kürt aşiret reislerine çektiği telgraflarda, Sovyet Rusya Dışişleri Komiseri Çiçerin’e yazdığı mektuplarda, bazı Meclis konuşmalarında ‘Kürdistan’ dediğini, Birinci Meclis’in Doğu’dan gelen üyelerine Kürdistan milletvekili dendiğini biliyoruz. Ama 1923’ten itibaren belgelerde bölgeden Vilayat-ı Şarkıya veya Şarkî Anadolu olarak söz edilmeye başladı. 1930’larda Şark, 1950’lerde Doğu ve Güneydoğu Anadolu, 1960’larda Kalkınmada Öncelikli Yöreler, 1984’ten 2002’ye kadar OHAL Bölgesi dendi. Bugün ise belirgin bir adı yok ama Kürdistan adını telaffuz etmek adeta tabu haline geldi. Öyle ki, Irak’ta resmi adı ‘Kürdistan Bölge Yönetimi’ olan idari yapı için bile ‘Kuzey Irak’taki oluşum’ gibi garip bir terminoloji kullanılıyor. İran’daki Kürdistan bölgesinden ise çok az kimsenin haberi var.

Osmanlı Devleti’nde, 1839’da Tanzimat ilanından sonra yaşanan ilk ciddi Kürt ayaklanması Cizre’deki son Botan Emiri Bedirhan Bey’in 1847’deki ayaklanmasıydı ama bu bırakın milliyetçiliği, ‘Kürtlük bilinci’yle bile değil, merkezî devlete karşı yetke alanını genişletmek için yapılmış bir başkaldırıydı. Yıllarca merkezle işbirliği içinde yöredeki Kürt aşiretlerine hükmeden Bedirhan Bey, bir süre sonra gücünün büyüsüne kapılmış, önce devletin Hıristiyan tebaasından Nasturilere saldırmış, arkasından Van bölgesinde Tanzimat reformlarına karşı çıkan Kürt aşiretlerine arka çıkmıştı. Merkezî devlet de, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Paşa tehlikesini savuşturduktan sonra Bedirhan Bey’e haddini bildirmeye karar vermişti. 1847’de başlayan çatışmalar, sekiz aylık bir mücadeleden sonra merkezin galibiyeti ile sonuçlandı. Bedirhan Bey önce İstanbul’a sonra yabancı ülkelerin ricasıyla Girit’e sürgüne gönderildi. Orada Müslüman ve Hıristiyanlar arasında arabuluculuk yapması üzerine devlet tarafından affedildi ve ‘Paşa’ unvanıyla ödüllendirildi.

ŞEYH UBEYDULLAH İSYANI • Bedirhan Bey’in yenilgisinden sonra bölgede dinsel, ekonomik ve siyasal anlamda en güçlü aktör Hakkâri’nin Şemdinli bölgesindeki Nehri köyünde ikamet eden Şeyh Ubeydullah olmuştu. Peygamber soyundan gelen ve Nakşibendîliğin Halidiye koluna bağlı olan Şemdinanlar, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti ile İran arasındaki bölgenin kontrolünü tamamen eline geçirmişlerdi. Ağır vergileri ve 1879’da kötü geçen hasadı bahane eden Şeyh, önce vergi sistemini değiştirmek için devletle pazarlık yapmış, ama istekleri yerine gelmeyince Nasturilerin de desteğini alarak 1880’de hem Osmanlı Devleti’ne, hem de İran’daki Kaçar Devleti’ne isyan ettiğini açıklamıştı. Uzun bir pazarlıktan sonra Medine’ye sürgüne gitmek zorunda kalan Ubeydullah’ın Başkale’deki İngiltere Konsolos Yardımcısı Clayton’a yazdığı mektuptaki bazı ifadeler, ‘Kürtlük bilinci’nin şekillenmeye başladığını düşündürüyordu, çünkü talepler arasında Kürdistan’ın bağımsız bir bölge olarak tanınması vardı. (Ayaklanma hakkında ayrıntılı bilgi için: Waidieh Jwadiah, Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi ve Gelişimi, İletişim, 1999, s.143-193)

İTC’NİN KÜRT ÜYELERİ • Ama ortada henüz ‘Kürt milliyetçiliği’ diye bir oluşumun olmadığı 1889’da ilerde Türk milliyetçiliğinin şampiyonluğunu yapacak olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) kuruluşu sırasında anlaşıldı. İTC’yi kuran beş kişiden ikisi, Arapkirli Abdullah Cevdet ve Diyarbakırlı İshak Sukuti Kürt’tü. Cemiyetin önde gelenleri arasına bulunan Bağdat Mebusu ve Darülfünun Hocası Babanzade İsmail Hakkı, İslamcı çevrelerde itibar gören Darülfünun Hocası Babanzade Ahmet Naim, sosyolog Ziya Gökalp önemli Kürt aydınlarıydı. Ayrıca 1847’de ayaklanan Botan Emiri’nin oğlu Bedirhan Bey, Şeyh Ubeydullah’ın oğlu Nehri Şeyhi Seyit Abdülkadir Efendi ve Bitlisli Saidi Nursi de İTC üyesiydi. (Kutlay, İttihat Terakki ve Kürtler, Koral-Fırat Yayınları, 1991, s.26)

KÜRDİSTAN GAZETESİ • İstanbul’da bunlar olurken, Batı ile ilişki kurulan ve ondan etkilenilen diğer coğrafyalardaki modern anlamda milliyetçiliğin ilk emareleri görülmeye başlamıştı, ama henüz siyasal değil kültürel bir uyanış söz konusuydu. 1889’da Bedirhan Bey’in oğlu Midhat Mikdat Bey’in Kahire’de çıkardığı Kürdistan gazetesi bunun bir örneğiydi. Gazete geniş kitlelere ulaşamıyordu ancak, büyük kentlerdeki Kürt aydın ve elitlerini etkiliyordu. Gazetede Kürtlerin birliği, eğitime önem vermeleri, sanayi ve bilime yönelmeleri, köklerine uzanmaları, geçmişlerinden onur duymaları gibi ko